İlk çocukluk anıları

çocukluk anıları derseniz buyrun kitaptan bir alıntı…

“En eski hatırlayabildiğiniz çocukluk anınızda kaç yaşındasınız? Freud’un deyimi ile “çocukluk amnezisi.” Yetiştirilme tarzı, anının pekiştirilmesi hatta coğrafyadan coğrafyaya bile değişiklik gösterebiliyormuş bu durum. Kiminin üç yaş kiminin beş yaş anısı var ilk aklına gelen. En geçmiş nereye kadar gidebiliyor hafızamız? Bir de şöyle bir durum var acaba bu hatırladıklarımız gerçek anılarımız mı yoksa kafamızdan uydurduğumuz hayal hikayeleri mi? Benim ki kesin bilgi, anı. Hafif sararmış fotoğrafı var çünkü elimdeki fotoğraf albümünde…

Anneannemin turuncu kiremitli, kirli sarı duvarlı tek katlı kocaman bahçeli evinin balkonunda bisikletimin üstündeyim, beş yaşımdayım. Balkonda bir yanım demir korkulukların ardındaki gül ağaçları, rengarenk güller. Diğer yanım arasından bakmak için şekilden şekle girdiğim koyu kahve ahşap panjurlar. Balkonun bir başından diğer başına pedal çeviriyorum.
Güller öyle ki yoldan geçen hemen hemen herkes “Bir tane alabilir miyiz Muzaffer amca” diye balkonda oturan dedemden gül istiyor. Gül o kadar çok ki ne kadar versek bitmiyor, azaldıkça yenisi çıkıyor. Dedem kimseyi kırmaz her isteyene fazlasıyla verir, ben de öyleyim.

Arka bahçe anlatmakla bitmez. Kışın portakal ağaçlarının dalları yere değer bazen kırılır, taşıyamaz onca portakal yükünü üzerinde. Ayva bazen hastalanıyor ama vermiyor dedem hiç ilaç, doğal olsun diye. Bir tane mandalina ağacı var ama ufak, çok az veriyor, esas mandalina ağaçları yan taraftaki eniştemlerin bahçesinde. İki bahçe arasında kocaman muşmula ağaçları var.

hala aklımda…

Yazın akraba, mahalleli sepetlerle taşır İtalyan eriklerini. Bir kısmı yenir çoğu kış için erik suyu yapılır. Kiraz ve vişne ağaçları yan yana arka bahçede tulumbanın yanında. Ben vişneciyim ekşi ekşi bayılıyorum yemeye. Kayısılar olmadan yeşilken çağla diye yiyorum hep, karnım ağrıyor sonra. Bardacık ağacı var sağ köşe duvar dibinde ama bardacığa çıkılmaz, beş yaşımda öğrendim ben bunu. “İstemez bardacık dalı kendinden başka ağırlık üzerinde, hemen kırılır düşersin” dedi anneannem bana. Sandalyenin üzerine çıkıp boyum yettiğince topluyorum alt dallardakileri. Dallar boynuma sürtüyor bir de sütü damladı mı orama burama al sana inanılmaz bir kaşıntı.

Üç tekerlekli bisikletim var benim, kıpkırmızı. Aslında bu benim gayri resmi ilk bisikletim. İlk bisikletim ama bana alınan ilk bisiklet değil, dayımın bisikleti, hatırladığım kadarıyla ona da abisinden yani büyük dayımdan kalmış. Kırmızı metal gövdesi var ama boyaları yer yer dökülmüş, minik pas izleri var belli kısımlarında. Ara sıra greslemezsen bıyk bıyk ses çıkarır pedalları çevirdikçe, hayat yorgunu çünkü. Ben üzerinde beş yaşımdayım ama o 25 yaşında, bakmayın siz, bisiklet için çok yaşlı. Üç çocuk büyütmüş üzerinde ama hala çok sağlam, Alman malı. Kahverengi deri selesi var hafif soyulmuş üzeri. En havalı kısmı orta boy pil ile çalışan kornası. O zamanlar çoğu şey orta boy pil ile çalışıyor, dedemin Mascot radyosu, girişte terekte asılı duran el feneri ve benim bisikletimin kornası.

Bir Adam Bir Bebek Kitap s3

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir